Doğu Akdeniz'de EkoTurizm Yönetimi

Tarih : 09.07.2012 Pazartesi Saat : 18:15|Çıktı al

3 / 5 (1 Kişi)
Doğu Akdenizde EkoTurizm Yönetimi

Tüm Avrupa’da toplam 12000 bitki türü varken, Türkiye’de 9000 bitki türü (3000 bitki türü endemik), 457 kuş türü bulunmakta ve 500 den fazla sulak alan vardır. Böyle çevresel değerlere sahip, ulusal ve uluslar arası koruma statülerinin olduğu ve ekoturizm potansiyeli yüksek bir ülkede yaşayıp da doğaya aykırı plan yapmak mümkün değildir. Bu planın planlama kademelenmesindeki adı Çevre Düzeni Planı’dır.

Bu makale 2.285 kez okunmuştur

İlgili tüm disiplinlerin yerini aldığı sadece verilerin yürütücülüğünü şehir ve bölge plancılarının yaptığı bir planlama türüdür. Türkiye’nin iller bazında % 90 seviyesinde çevre düzeni planları CBS ortamında sayısal ve sözel altyapıyla bitirilmiş uygulamaya sokulmuş durumdadır. Tozlu raflardaki yırtılmış paftalar taranıp sayısallaştırılarak elde edilen veriler sözel verilerle de desteklenince uygun bir plan altyapısı ortaya çıkarılmıştır.

Önceleri kurum görüşleri çok geç ve yanlış verilebiliyordu. Adana özelinde konuya baktığımızda bir çok ilçe belediyesinin onayladıkları imar planlarında orman alanları, sulama projelerinin olduğu hassas alanlar, flora – fauna açısından önemli alanlar, ulusal ve uluslar arası koruma statülerindeki alanlarda kalan imar plan kararları toplantılar ve görüşmeler vasıtasıyla doğaya uyumlu hale getirilmesi sağlanmıştır. Ayrıca resmi kurumların elindeki verilerin de sorgulanması ve uydu görüntüleriyle çakıştırılması sonucu revize edilmesi en doğru ve kullanılabilir verilerin ortaya çıkmasını teşvik etmiştir. Öyle ki yerleşimin olduğu alanlarda sulama alanı, yaban hayatı geliştirme sahası gibi alanlar çakışmakta ve il yüzölçümü içerisinde alan hesaplamalarında sorunlar yaşanmaktaydı. Ayrıca doğru ve sorgulanabilir veri bankası olmayınca yatırımların fizibilitesi de anlamlı olamıyordu. Adana doğu sahillerinde dünya enerji koridoru olarak anılan enerji yatırımları ve İskenderun körfezi taşıma kapasiteleri bu yöntemlerle en doğru yerini bulmuştur. Adana’nın yıllardır bozulmayan ve ulusal-uluslararası statülerde korunan doğasının ekoturizm için ciddi bir potansiyel oluşturduğu da böyle tespit edilmiştir.

1/5000 ölçekli nazım imar planları ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planları için çok önemli ilkeler ortaya koyan bu plan çevreye olan duyarlılığın göstergesidir. Sayısal ve sözel verilerin digital ortamda toparlanarak illerden ülke fiziki planlamasının yapılması da çalışmaların bence son noktası olacaktır.

İşte böylesi çevreye duyarlı verilerden yola çıkarak öncelikle çevresel değerleri koruyan ve haritalar üzerinde koordinatlarıyla tespit eden çalışmalar sonucunda korunan alanlar ve yerleşimlerle olan bağlantıları Turizm potansiyelleri, gelecekteki projeksiyon işgücü, sektör ve diğer tüm alt sektörlerin hesaplandığı ve plana yansıtıldığı bir veri bankası oluşmuş olacaktır. Çok doğaldır ki önce turizmde altyapı (yol, içmesuyu, elektrik, kanalizasyon vs) ve yerel yönetimlerle işbirliği çok önemlidir. Bu çevre düzeni planlarıyla bu ilişkiler tam ve net olarak sağlanmış, yerel yönetimlerin hangi altyapıyı ne zaman ve hangi sektörün gelişmesi için kullanacağı kendi strateji planlarına da girmiştir.

Şimdi öncelikle kavramlarımızı tanımlayalım, kavramlar üzerinden Turizm ve ekoturizm için neler yapabiliriz ortaya koymaya çalışalım.

KAVRAMLAR

Öncelikle ekoturizm nedir, türleri nelerdir? Onları tanıyalım. Türkiye, 1963 yılında başlayan beş yıllık kalkınma planlarında turizmi her yönüyle ele alarak bugüne ulaşmıştır. Kalkınma planlarında öne çıkan bölgelerde turizmin gelişmesi sevindirici boyutlara ulaşmış ve ülkenin ekonomik kalkınmasında bacasız sanayi rolünü üstlenmiştir. Ancak gelişen şartlara uyum sağlayamamış, oda-kahvaltı statüsünde kalmıştır.

Ülkemizde bilinçsiz ve altyapısız turizm modasının yol açtığı tahribattan ilk nasibini alan genellikle bakir doğal çevre olmaktadır. Sürdürülebilir turizm anlayışının bir türlü benimsenemediği ülkemizde turizmden gelir elde edelim derken doğal kaynaklarımızı hızla tüketiyoruz. Farkına bir türlü varamadığımız, kültür sağlık gastronomi turizmi türlerini kapsayan ekoturizm hem doğayı koruyan hem de gelir elde edilen ciddi ve yatırımcılar için bakir bir alandır.

Ekoturizm, oldukça yeni bir kavram. 1987’de uluslararası gündeme katılan “sürdürülebilir kalkınma” kavramının geliştirildiği, sürdürülebilir dünyanın kriterleri ortaya konduğu bu zirvede “sürdürülebilir turizm” tanımı ortaya kondu: “Mevcut turistlerin ihtiyaçlarını karşılarken geleceğe dair imkanları da koruyup geliştiren turizm türü”. Böylece ekoturizm sürdürülebilir turizm ile birlikte anılmaya, sürdürülebilir kalkınmanın bir parçası, doğal alanlardaki uygulaması olarak değerlendirilmeye başlandı.

İlk kez 1983 yılında, Meksika’da etkili bir çevreci dernek olan PRONATURA’nın kurucularından Hector Ceballos-Lascurain tarafından “Manzara, yabani bitki, hayvanlar, bu alanlarda bulunan kültürel kalıntılar, nispeten bozulmamış bölgelere yapılan seyahatler” diye belirlenen ekoturizm tanımı zamanla genişledi. Günümüzde en sık kullanılan tariflerinden biri, 1990’da ekoturizmi yaygınlaştırmak amacıyla kurulan Uluslararası Ekoturizm Derneği’ne (TIES) ait: “Çevreyi koruyan ve yerli halkın refah düzeyini yükselten, doğal alanlara karşı sorumlu seyahat”.

1992 Rio Çevre Zirvesi'nde sürdürülebilir bir dünya ve çevre için kriterler ortaya konmuştu. Bu kriterler, turizme de uyarlanarak, çevreye zarar vermeden, ondan yararlanma yöntemlerinin geliştirilmesi ve tüm yerli halkların kültürlerini yok etmeden, onların turizm faaliyetlerinden yararlanmalarının sağlanması şeklinde özetlenmişti.

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi 2001’den başlayarak, Mozambik, Brezilya, Avusturya, Seyşel Adaları, Cezayir, Ekvator, Maldiv Adaları, Fiji ve İsveç’te “Ekoturizmin Yönetimi, Gelişimi ve Planlanması” konusunda çeşitli toplantılar düzenlemiştir. Ruanda’da yapılan “Afrika’da Milli Park ve Korunan Alanlarda Ekoturizm Semineri”, korunan alanlarla ilgili gerçekleştirilen ilk seminerdir. Uluslararası Doğa Koruma Birliği’ne göre “ekoturizm; eğlenmeyi, doğayı ve kültürel kaynakları anlayarak korumayı destekleyen, düşük ziyaretçi etkisi olan ve yerel halka sosyo-ekonomik fayda sağlayan bozulmamış doğal alanlara çevresel açıdan sorumlu seyahat ve ziyaret” olarak açıklanmaktadır.

2002 yılının Mayıs ayında, Kanada'nın Quebec kentinde, 133 ülkeden gelen 1100 delegenin katılımıyla yapılan "Dünya Ekoturizm Zirvesi"nde, tüm ülkelerin benimsediği ortak bir tanım saptandı. Buna göre ekoturizm, "yeryüzünün doğal kaynaklarının sürdürülebilirliğini güvence altına alan, bunun yanısıra yerel halkların ekonomik kalkınmasına destek olurken, sosyal ve kültürel bütünlüklerini koruyup gözeten bir yaklaşım ya da tavır" olarak benimsendi.

EKO TURİZMDE UYULMASI GEREKEN KURALLAR

Bütün tanımlar uyarınca ekoturizm, herşeyden önce "çevre ve kültür değerlerinin sürdürülebilirliğini garanti altına alan, yerel halklara maddi yarar sağlayan turizm" olarak kavransa da, ağırlıklı faaliyet alanı olarak doğada yapılan turizm türlerini kapsamaktadır. Doğa turlarında seçilen rota, bu turlar için eğitilmiş uzman rehber kullanılması, turlarda mutlaka uyulması gereken kurallar, çok önemlidir.

Kamp ve tesislerin doğaya uyumlu ve doğadan elde edilen malzemelerle yapılması, her türlü iletişim imkanının sağlanması ve ilk yardım sağlık ekipmanlarının bulundurulması sağlanmalıdır. - Milli Park, Doğal koruma alanı, vb. ilan edilmiş bölgelerde, ilgili bakanlık ve kurumlarca konulmuş kurallara kesinlikle uymak, girilmesi ya da kamp yapılması yasak ya da kısıtlamalı bölgelerdeki yasaklara uymak,

- Gezilen veya kamp yapılan yerlerde belirlenmiş gezi rotaları varsa, bunlara kesinlikle uymak, tecrübeli doğa rehberinin uyarı ve yol göstericiliğine uymak,

- Gezilen yerlerde flora ve faunaya asgari zarar verecek şekilde hareket etmek - Gezi faaliyeti sırasında çevreye hiçbir şekilde atık bırakmamak, doğada silinemeyecek izler bırakmamak

- Özellikle nesli tehlikede bulunan hayvanların bulunduğu bölgelerde gürültü, vb. kirlilik yaratmamak,

- Flora ve faunanın korunmasına özel önem verilen yerlerde gerek yıl içinde, gerekse uzun vadede tur rotalarını, koruma ilkelerini gözeterek, sık sık değiştirmek; yetkili resmi kurumlar tarafından doğa ve dağ rehberliği sertifikasyonu varsa, mutlaka sertifikalı rehberler kullanmak, eğer yoksa, doğa turları konusunda uzman kurum ve kişilerden eğitim almış tecrübeli rehberler kullanmak

Bir bölgeye turizm aracılığıyla katkı sağlarken, maddi ve manevi kültür unsurlarının bozulmaması gereklidir. Otantik kültürlerin, ahlaki değerlerin bozulmadan yaşadığı bölgelerde, turist gruplarının bu değerlere saygılı davranması gerekiyor. (kılık-kıyafet konusuna özen göstermek, dini ve ananevi değerlere saygılı davranmak, yerel yeme-içme-eğlenme, vd., geleneklere uyumlu davranmak ve mümkün olduğunca katılmak, vs. gibi) Ayrıca maddi kültür eserlerine de saygılı davranmak, korumacılığı desteklemek, gerek turizm profesyoneli, gerekse tüketici olarak, yerel dokuyla uyuşmayan modern mimari ürünleri yerine, koruma altına alınmış otantik yapılarda hizmet veren konaklama tesislerini tercih etmek ve desteklemek gerekiyor.

DOĞU AKDENİZDE EKOTURİZM

Turizme erken açılmış bazı kıyı bölgelerimiz hariç, henüz ülkemizin pek çok bölgesinde doğa bozulmamış ve bakirdir ve özellikle endemik türler, flora ve fauna konusunda dünyada eşine az rastlanır bir zenginlik vardır. Buna sosyo-kültürel değerler de eklenince, Türkiye, ekoturizm konusunda potansiyel bir cennettir. Bu potansiyeli değerlendirip geliştirmek, hepimizin görevidir.

Ülkemizin zengin coğrafyası ve doğal potansiyeli, doğa turizmi türleri açısın-dan büyük bir şanstır, ancak bilinçsizce davranılması sonucunda, hızla çevre de-ğerlerinin bozulması da kaçınılmaz olacaktır. Bu potansiyel tehlikeyi acilen görüp, doğa içinde yapılan tüm turizm türlerinde "çevreyle barışık" tarz ve yöntemleri benimsemeliyiz. Mersin ve diğer Akdeniz illerine göre en avantajlı konumda olan il Adana’dır. Ekoturizm konusunda ilgili bakanlıkların (Turizm, Orman, Çevre, Kültür) acilen koordineli bir çalışmayla, ortak ve kesin kurallar (ve gerekli yerde cezalar) saptamaları, dağ ve doğa rehberliği için sertifikasyon programları geliştirip uygulamaya koymaları, ekoturizm bölgeleri ve rotaları saptanması, en öncelikli önlemlerdir. Bunlara paralel olarak ve daha uzun bir süreç boyunca da, hem turizm profesyonellerinin, hem bölge halklarının, hem de yerel yöneticilerin ekoturizm konusunda bilinçlendirilmeleri ve eğitilmeleri gelmelidir. Özellikle ekoturizmden gelir sağlayacak olan bölge halklarının, sahibi ve bekçisi oldukları doğal ve kültürel zenginliklerin bilincine varmaları ve ancak bunları koruyarak, insanlığa ve kendilerine fayda sağlayacaklarını kavramaları gerekmektedir.

EKO TURİZM İSTATİSTİKLERİ

2000’li yıllarda dünyadaki gayrisafi yurtiçi hasılalar toplamının yüzde 5’ini oluşturuyor; dünya istihdamının ise yüzde 6-7’sini sağlıyor yani 230 milyondan fazla insanın iş kapısı. Ulaşımın kolaylaşması ve ucuzlaması, tatil yapma ihtiyacının artması ve kısa tatillerin sıklaşmasıyla dünyada turist sayısı her yıl katlanarak artıyor. Dünya Turizm Örgütü’nün son verilerine göre, uluslar arası turist sayısı 1995 yılında 528 milyon iken 2010’da 935 milyona yükseldi, 2020’de 1,5 milyarı geçeceği tahmin ediliyor. Bu büyüme özellikle dış turizmden büyük gelir elde eden yoksul ve gelişmekte olan ülkeler için önemli. TIES verilerine göre son 10 yıldır yoksul ülkelerin sürekli kâr sağlayabildiği en büyük sektör olan turizm bu ülkelerde dünya genelinden daha hızlı ilerliyor ancak bunun sürdürülebilirliği ciddi tartışma konusudur. Eko etiketinin yalnızca bir pazarlama sloganı olarak kullanıldığı, ilkesiz ve denetimsiz yapılan faaliyetler, kitle turizminin bugüne kadar yarattığı tahribatın aynısını bakir doğal alanlarda da yaratıyor. Altyapı zorlanıyor, doğal kaynaklar, tarihi eserler, bölgede yaşayan canlılar, yerli halkın geçim kaynakları ve ülkenin turistik gelirleri tehlikeye giriyor.

Uluslararası Ekoturizm Topluluğu (TIES)’e göre ekoturizm pazarının boyutları şu şekildedir:

• 1990’lı yıllardan itibaren büyümeye başlayan ekoturizm, yıllık %20-34 arası bir gelişme sahiptir.

• 2004 yılında, küresel çapta ekoturizm/doğa turizmi ağırlıklı seyahatler, bütün turizm çeşitlerine kıyasla 3 kat fazla gelişim göstermişlerdir.

• Deniz-güneş turizmi pazarının “doygunluğa” ulaştığı ve yatay bir seyir izlediği, buna karşın deneyim kazanmaya yönelik olan turizm çeşitlerinin (sürdürülebilir turizm, ekoturizm, doğa turizmi gibi) gelecek on yıl içinde büyük bir gelişme kaydedeceği öngörülmektedir.

Yine ekoturizm ile kitle turizmi pazarının karşılaştırmasına yönelik bir araştırmada; çoğunlukla ekoturizm nedeniyle ziyaret edilen Costa Rika’da ziyaretçi başına 1.000 $’lık tüketim söz konusu iken, Fransada standart turizm çeşitlerinden, turist başına 400 $ civarında gelir elde edildiği ortaya konmuştur.

Her şey dahil paket turlardan elde edilen gelirin % 80’i havayolları, oteller ve diğer uluslar arası şirketler tarafından paylaşılmasına karşın, ekoturistler genellikle yöresel satın alma ve kiralamalar yaptıkları için, gelirlerinin bazen % 95’i oranında yerel ekonomiye katkı sağlamaktadırlar. Yine yapılan araştırmalarda, ekoturistlerin 35-54 yaş grubunda, yüksek eğitimli, ortanın üzerinde geliri olan kişiler oldukları; doğa ve kültürün yanı sıra gastronomiye ilgi duydukları dünyada yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır. 2002 yılında uluslararası turizmde, geleneksel turistlerin %62 si tatil amaçlı seyahat ederken, eko turizm amaçlı seyahat edenlerin oranı %4 olarak belirlenmiştir. Buna karşılık toplam turizm gelirleri içindeki harcama payları %7 dir. Ayrıca eko turizm gelirlerinin büyük ölçüde yöre insanına geri döndüğü ve bu insanların daha çok turistlere yiyecek, içecek, konaklama, taşıma, rehberlik gibi hizmetleri sunan yöre halkı oldukları düşünüldüğünde, sürdürülebilir turizm ve ekoturizmin bu insanlar için ne derece önemli olabileceği gayet iyi anlaşılmaktadır. Bu sayede yöredeki sürdürülebilir geçim kaynakları ön plana çıkartılmakta ve doğal kaynakların aşırı kullanımı önlenmekte ve sürdürülebilir olmayan geçim kaynaklarına alternatifler ortaya konmaktadır. Bu da turizme konu olan kaynakların, dolayısıyla turizmin sürdürülebilirliği bakımından büyük bir şanstır.

Türkiye Ekoturizm ve Sürdürülebilir Turizm Derneğin ilk projesi olan Türkiye’nin ekoturizm envanterini çıkarma çalışması sürüyor. Ancak 81 ildeki valilikler, özel idareler, kaymakamlıklar ve belediyelerde kapsamlı bir döküm olmaması çalışmanın ağır ilerlemesini sağlamaktadır.

Ekoturizm amacına uygun gerçekleştirildiği taktirde, hassas ekosistemlerin korunması ve bu bölgelerin içersinde ve çevresinde yaşayan nüfusun sosyo-ekonomik gelişmesi için kaynak yaratabilen bir araçtır. Önemli ekoturizm potansiyeli olan dağlık ve ormanlık bölgelerdeki köylerde yaşayan halkın yoksulluğu göz önüne alındığında, ekoturizmin sosyal sınıflar arasındaki dengesizliği azaltabilecek bir etken olduğu anlaşılabilir.

Dünya Turizm Örgütüne göre ekoturizmin bileşenleri;

 Biyolojik çeşitliliğin korunmasına katkıda bulunması, 

Yerel halkın refahını gözetilmesi, turistlerin ve yerel halkın bilinçlendirilmesinin sağlanması, 

 Küçük ölçekli işletmeler tarafından küçük turist gruplarına hizmet verilmesi,

Turistlerin ve yerel halkın turizm endüstrisi hakkında sorumlu hareket etmesinin sağlanması,

Geri dönüşü olmayan kaynakların en düşük düzeyde tüketilmesi,

Turizm yönetimine yerel düzeyde katılımın önemsenmesi, 

İş fırsatlarının ve mülkiyetin yerel halk lehinde gelişmesinin gözetilmesi olarak tanımlanmaktadır.

Yine Dünya Turizm Örgütüne göre ekoturizmin amacı; 

 Turizmin doğal ve geleneksel çevreye verdiği tahribatın en alt düzeye indirilmesi, 

 Turistlere ve yerel halka doğanın ve geleneksel sosyo-kültürel çevrenin korunmasına yönelik eğitim verilmesi,

Turizmin yerel halkın ihtiyaçlarının karşılayan, yerel yönetim ve halkla işbirliği içinde gelişen sorumlu bir ticaret olarak özendirilmesinin sağlanması,

 Koruma kapsamındaki (doğal ve sosyo-kültürel) alanların yönetim için kaynak ayrılması,

Turizmin negatif etkisinin en alt düzeye indirilmesi amacıyla sosyo-kültürel ve doğal çevreye yönelik uzun vadeli takip ve değerlendirme programlarının desteklenmesi

Turizmin yerel halkın geçimine katkıda bulunmasını sağlayacak şekilde geliştirilmesinin temini, 

Turizmin gelişiminin yörenin sosyal ve çevresel kapasitesini artıracak şekilde gelişmesinin temini, 

Çevreyle uyumlu, doğal ve geleneksel sosyo-kültürel yaşamla iç içe geçen, yöresel bitki örtüsünü ve yaban hayatını koruyan turizmin alt yapı yatırımlarının gerçekleştirilmesidir.(www. world-tourism.org).

TÜRKİYE’DE EKO TURİZM 

Turizm Bakanlığı ekoturizmi; yayla turizmi, ornitoloji (kuş gözleme) turizmi, foto safari, akarsu sporları (kano-rafting) çiftlik turizmi, bisiklet turları, atlı doğa yürüyüşü, kamp-karavan turizmi, mağara turizmi, dağ turizmi ve doğa yürüyüşü, botanik (bitki inceleme), Tarım ve Çiftlik Turizmi, Av Turizmi, Yamaç Parasütü, Balon Turizmi, Yaban Hayatı (Fauna) Gözlemciliği, Sportif Olta Balıkçılığı, Sualtı Dalıs Turizmi, Macera Turizmi, İpek Yolu Turizmi, Bisiklet Turizmi gibi çeşitlendirmektedir.

Türkiye’de ekoturizmle ilgili bana göre tek yetkili resmi kurum, Orman Genel Müdürlüğü, Odun Dışı Ürün ve Hizmetler Dairesi Başkanlığı, Ekoturizm Şube Müdürlüğü’dür. Ekoturizm şube müdürlüğü görevleri;

Orman ekosistemi içinde; Türkiye'nin ekoturizmi için uygun noktaları belirlemek,

Orman ekosistemi içinde uygun yerlerde ekoturizm faaliyetlerini desteklemek,

Görev alanı dahilinde ekoturizm politikaları geliştirmek, 

Görev alanı dahilinde ekoturizm alanında ürün geliştirmek,

Ekoturizmin getirdiği maddi ve manevi kazanç ve kayıpları tespit ve takip etmek,

Görev alanı dahilinde ekoturizmde uyulması gereken kuralları belirlemek,

Ekoturizmin yerel halkın kalkınmasına sağladığı katkıları belirlemek,

Yukarıdaki sözkonusu faaliyetlere ilişkin iş ve işlemleri gerçekleştirirken ilgili kurum, kuruluş ve disiplinlerle (Üniversite, Araştırma kuruluşları, vs.) işbirliği yapmak,

Daire Başkanlığınca verilecek benzer görevleri yapmaktır.

 



 
Ülkemizin, Akdeniz’deki en önemli turizm alanlarından birisi olduğu açıktır. Yaklaşık 8000 km. uzunluğundaki sahilleri, çeşitli uygarlıklardan kalan zengin tarihi ve kültürel mirasın yanı sıra iklimsel çeşitliliği nedeniyle olağan üstü bir bio çeşitliliğe sahiptir ve tek başına bütün bir Avrupa kıtası ile karşılaştırılabilir. Türkiye, gerek dağları, ormanları, yaylaları, kıyıları, gölleri, akarsuları gibi doğal varlıkları; gerek flora ve faunası ve gerekse mağaraları ve kanyonları gibi ilginç jeolojik oluşumları açısından diğer ülkelerle kıyaslanamayacak düzeyde bir zenginliğe sahiptir ve bu zenginlikler ülkemizi gündemde olan eko turizm için oldukça ilgi çekici bir ülke konumuna getirmektedir. 
Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi’nin tahminlerine göre ülkemiz, 2015’e kadar yüzde 10,2’ye varan yıllık büyüme ile turizmde en hızlı gelişen ülke olacak. Doğal değerlere olduğu kadar kültürel değerlere de önem veren ekoturizm, bu gelişimle beraber önemi bir rol üstlenip, doğal tahribat ve kültürel erozyonu yavaşlatmaya katkıda bulunabilir. 

Türkiye’de ekoturizm kavramı resmi olarak sadece Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda (2001-2005) geçmektedir. Planda; “Biyolojik çeşitliliği, su ve yaban hayatını, kültürel ve estetik değerleri korumak, onların henüz bilinmeyen yararlarının araştırılmasına imkan vermek, toprak erozyonu ile heyelan ve çığ olgularını önlemek, ekoturizmi geliştirmek amacıyla Tabiat Koruma Alanları, Milli Park ve benzeri korunan alanlar geliştirilecek ve yaygınlaştırılacaktır.” şeklinde bir ifade vardır.

Ülkemizde ekoturizm konusunda planlama aşamasında olan ya da uygulamaya başlamış olan çeşitli projeler bulunmaktadır. Bunlar: 

1- Biyolojik Çeşitlilik ve Sürdürülebilir Doğal Kaynak Yönetimi (GEF II) Projesi: 2000 yılında 4 önemli pilot alanda (Kayseri-Sultan Sazlığı, Artvin-Camili, Antalya-Köprülü Kanyon Milli Parkı, Kırklareli-Iğneada) ekoturizm projeleri uygulanmaktadır.

2- Türkiye’de Kaz Dağları Milli Parkının Ekoturizm Amaçlı Master Planının Hazırlanması Projesi: 2001 tarihinde başlamış bütçesi oluşmamıştır.

3- Milli Parklar ve Çevre Eğitimi Projesi: TUBITAK koordinatörlüğünde 1999 yılından itibaren sürdürülen bu projenin amacı milli parkların ekoturizm potansiyelini ortaya koymaktır. Antalya Termessos-Güllük Dağı Milli Parkı ve Rize’de Kaçkar Dağları Milli Parkı’nda yürütülmekte olan proje kapsamında üniversite öğrencilerine ve profesyonel turist rehberlerine çevre eğitim programları düzenlenmiştir.

Bu arada sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen ekoturizm projelerinden bana göre en önemlisi, Pınarbaşı Ekoturizm Merkezi-Paşakonağı Projesidir. Küre Dağları Milli Parkı’nın tampon bölgesindeki Pınarbaşı ilçesinde yapılan Ekoturizm Merkezi yöre halkı için alternatif geçim kaynağı yaratmak amacıyla 31 Mayıs 2002 tarihinde kurulmuştur.

Türkiye Araştırmalar Merkezi’nin 7 yıldır düzenli olarak yayınladığı Türkiye Turizm Raporu`nun sonuçlarına göre; son beş yılda ülkemizdeki turist sayısında kaydedilen yüzde 66’lık artışa karşın, ortalama harcamada düşüş yaşandığını göstermektedir. 2003 yılında 943 dolar seviyesinde olan turist başına ortalama harcama, 2007 yılında 793 dolar seviyesine inmiş bulunmaktadır. Bu da ortalama gelir düzeyinde yüzde 16 oranında düşüş yaşandığı anlamına gelmektedir. Günümüzde her şey dahil sisteminin uygulandığı paket turlar, ülkemizi, konakladıkları otelden dışarı çıkmayan, ziyaret ettikleri yöredeki yerel topluluk ve kültürel yaşantısı hakkında ilgili olmayan, daha az eğitimli ve daha düşük gelir seviyesine sahip bir turist kitlesine hizmet eder hale getirmiştir.



































PLANLAMA  KADEMELENMESİ VE ÇEVRE DÜZENİ PLANI

Planlar, Makro Düzeyden Mikro Düzeye Doğru Şu Şekilde Kademelenirler. Ülke Ölçeğindeki Planlar, Bölge Ölçeğindeki Planlar, Kent Ölçeğindeki Planlar.

Ülke Ölçeğindeki Planlar, Ülke Bütününde Sosyal ve Ekonomik Plan Kararlarının Mekana Yansımasını, mekandaki Oluşumların Kalkınma Planlarına Aktarılmasını, Ülke Ölçeğindeki Yatırımların Dengeli Dağılımını Sağlayan, Alt Kademe Planlamaları Yönlendiren Üst Düzey Plandır.

Bölge Ölçeğindeki Planlar, Bölge Planları, Seçilen Bölge için Ülke Ölçeğindeki Plan Kararlarına Uygun Olarak Bölgesel Kademelenme, Bölgesel Alan Kullanımı ve Altyapıya ilişkin Kararları ve Yatırımları Zaman ve Mekan Boyutu ile Belirleyerek İlgili Kuruluşların Sektörel Uygulama Plan ve Programlarına Yansımasını, yatırımların Koordinasyonunu Sağlayan, Alt kademe Planlamaları Yönlendiren Plandır.

Çevre Düzeni Planları, Dengeli ve Sürekli Kalkınma Amacına uygun Olarak Ekonomik Kararlarla Ekolojik Kararların Bir arada Düşünülmesine İmkan Veren, Rasyonel Doğal Kaynak Kullanımını Sağlamak Üzere Ülke ve Bölge Planları Temel Alınarak Hazırlanan, Plan Notları ve Raporuyla Bütün Olan Alt kademe Planları Yönlendiren Plandır.

Kent Ölçeğindeki Planlar, Nazım İmar Planları, Varsa Üst ölçekteki Plan Kararlarına Uygun Olarak Hazırlanan, Halihazır Haritalar Üzerine Çizilmiş, Mekandaki Genel Kullanış Biçimlerini, Başlıca Arazi Kullanım Tiplerini, Nüfus Yoğunluklarını, Mekansal gelişmenin Yönünü Gösteren ve Uygulama İmar Planlarını Yönlendiren Planlardır.

Uygulama İmar Planları, Halihazır Haritalar üzerine Çizilen, Yapı Adalarını ve Yapı Yoğunluklarını Gösteren, İmar Uygulama Programlarına Esas Olan Plandır.

Çevre düzeni planının yasal dayanağı ve amacı; Çevre ve Orman Bakanlığı teşkilat ve görevleri hakkındaki 4856 sayılı kanun, 08.05.2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 2 nci maddesinin (h) fıkrasında ve 10 uncu maddesinin (c) fıkrasında çevre düzeni planlarını hazırlamak veya hazırlatmak, onaylamak ve uygulanmasını sağlamak görevi çevre ve orman bakanlığının yetkisi ve sorumluluğuna verilmiş bulunmaktaydı. Tüm ülkeden gelen çevre düzeni planı başvuruları üzerine yayınlanan genelge ile plan yapma yetkisi 22 ile verilmiş, Adana ili de bunlardan birisidir.

Çevre düzeni planı yapımı görev ve yetkisi, 22.02.2005 tarih ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 04.03.2005 tarih ve 25745 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmasından itibaren aynı kanunun 6. maddesi uyarınca il özel idarelerine de geçmiştir. 04.11.2000 tarih ve 24220 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren çevre düzeni planlarının yapılması esaslarına dair yönetmeliğin 11. maddesinde; “çevre düzeni planı bulunmayan alanlardaki uygulamalar, bakanlıkça bir çevre düzeni planı yürürlüğe konuluncaya kadar imar kanunu ve ilgili yönetmeliklerde belirtilen esaslara göre yürürlüğe konulmuş nazım ve uygulama imar planları vasıtasıyla yürütülür. Bu alanlarda bir çevre düzeni planı yürürlüğe konulması halinde, nazım ve uygulama imar planlarının çevre düzeni planındaki karar ve hükümlere uygun olmayan kısımları revize edilerek tekrar yürürlüğe konulmadan uygulamaya devam olunamaz.” hükmü yer almaktadır. Görüldüğü gibi çdp’ler öncelikle doğayı, çevresel değerleri tespit eden, sorgulayan ve diğer plan kararlarıyla uyumlu bir şekilde kesinlikle korumayı amaç edinen planlardır.

ADANA İLİ 1/100.000 ÖLÇEKLİ ÇEVRE DÜZENİ PLANININ KOMŞU İLLERLE UYUMU VE EKOTURİZME KATKISI


Adana çevre düzeni planı çalışmaları,

1.Hazırlık çalışmalarına 2004 yılı Nisan ayında başlanmıştır.

2.Valilik bünyesinde, İl Özel İdare binasında Coğrafik Bilgi Sistemi Birimi oluşturulmuştur. 

3.Kamu kurumlarında var olan ve Çevre Düzeni Planında kullanılabilecek veri-bilgilerle ilgili envanter çalışması yapılmıştır.

4.Kamu kurumları, sivil toplum kurumları ve üniversite ile toplantılar yapılarak Çevre Düzeni Planı hakkında bilgi verilmiş ve işbirliği imkanları belirlenmiştir.

5.Kamu kurumlarında Çevre Düzeni Planı ile ilgili çalışma gurupları oluşturularak ilgili personele Çevre Düzeni Planı ve Coğrafi Bilgi Sistemi eğitimi verilmiştir.

6.Kamunun kendi imkanları ile yapılabilecek aşamalar belirlenmiş ve tamamlanmıştır.

7.Zorunlu hizmet alımı gerektiren aşamalar belirlenmiş, şartnameleri hazırlanmış ve ihale süreci tamamlanmıştır.

8.Adana İli Çevre Düzeni Planı Danışmanlık Hizmet Alımı İşi 19.09.2005 tarihinde ihale edilmiş ve firmaya 01.11.2005 tarihinde yer teslimi yapılmıştır.

9.Yasa gereği Adana Büyükşehir Belediyesi Meclisinin 26.11.2007 tarih ve 221 sayılı kararıyla birlikte 04.12.2007 tarih ve 267 sayılı il genel meclisi kararıyla planımız son halini almıştır.

Çdp ile üretilen tematik haritalardan örnekler; Yerleşilebilirlik Analizi, İklim, Jeolojik Yapı, Jeomorfolojik Yapı, Hidrojeolojik Yapı, Toprak Kabiliyeti, Ekolojik Yapı, Orman Ekosistemi, Vejetasyon Fauna, Biyolojik açıdan önemli alanlar, Arkeolojik ve Tarihi Değerler, İdari yapı, Sınırlar, Teknik ve sosyal alt yapı, Kentsel ve Kırsal Kullanım ile Yerleşim Alanları, Mevcut arazi kullanımı, Arazi Mülkiyeti, Tahsisler, Doğal, Kültürel, Rekreasyonal Peyzaj Kaynak Değerleri, Bölgeye yönelik projeler, Çevre sorunları, Hava Fotografları ve Uydu Görüntüleri ile Sayısal Arazi Modeli, Sentez, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı




 

 



 

Sayısal ve sözel anlamda Veri bankası oluşturulup sorgulamalar yapılarak en uygun yer seçimi kavramı oturtulmuştur. Tüm kurumlarla toplantılar yapılıp onların da sayısal olarak hazırlıklarını yapmaları sağlanmıştır.



Vazgeçilmez planlama ilkelerimiz; Ulusal ve Uluslararası Koruma Alanları; Tabiat Koruma Alanı, Ekolojik Etkilenme Bölgesi, Ramsar Alanı, Tarım Alanları; Mutlak Tarım Alanları, Diğer Tarım Alanları, Çayır/Mera Bataklık Orman Fay Hatları, Kumul Alanlar, Milli Park: Aladağlar, Arkeolojik, Doğal ve Kentsel Sit Alanları Çatalan Havza Sınırı, Teknik Altyapı, Enerji Nakil Hatları, Doğal Gaz Hattı, Kırıkkale - Samsun Petrol Boru Hattı, Botaş-Irak Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı güzergahları, Maden Yatakları / Taş Ocakları, Termik Santral, Çöp Döküm Alanı tespit, oluşturulması ve plana aynen işlenmesidir.

Planlama hedeflerimiz; Koruma-kullanma dengelerini kurmak, Doğal, tarihsel, kültürel, sosyal ve ekonomik değerleri korumak ve geliştirmek, Adana ilinde korunması amaçlanan alanlar başta ormanlar olmak üzere, mutlak tarım alanları, güneydeki ekolojik özellikleri hassas olan bölümlerdir. Flora ve fauna açısından zengin alanlar, sulak alanlar, göller vb. korunacaktır.

Bölge sınırları içinde gelişme potansiyelleri ve iç dinamikler çerçevesinde yerleşmelerarası hiyerarşi ve kademelenmeyi oluşturmak, Uygulamaların kolaylığını temin etmek ve sosyal, ekonomik ve mekansal tutarlılığı sağlamak amacıyla Planlama Alt Bölgelerini tespit etmek ve oluşturmak. Planlama bölgelerinin mevcut ve gelişmesi olası sektörlerde uzmanlaşmasını sağlamak,1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın onaylanmasına müteakip, planda yer alan Planlama Alt bölgeleri planlarının hızla hazırlanması veya hazırlattırılmasının sağlanması, Mevcut Nazım ve Uygulama planlarının kapasitelerinin hedeflenen nüfustan fazla olması sebebiyle yeni gelişme alanları önerilmemelidir.(Ceyhan yerleşmesi güneyindeki konut ağırlıklı gelişme alanı hariç)

Yerleşimler arası gelişmişlik farklarının azaltılması için özellikle karayolu bağlantılarının iyileştirilmesi gerekmektedir. Stratejik Amaçlardan birisi olan il bütününde yerleşmeler arasındaki erişilebilirliğin artırılmasını gerçekleştirmek üzere D100 karayolunun da içinde yer aldığı bazı yollar iyileştirilecek yol ağı olarak belirlenmiştir.

Turizm amaçlı gelişmeler genel olarak ilin güneyinde Karataş ve Yumurtalık mevcut yerleşmeleri ve yakın çevrelerinde gerçekleşecektir.

Orman alanları belirlenmiş olup bunlar üzerinde hiçbir şekilde yeni imar gelişme alanı önerilmemelidir.

Yeni organize sanayi alanları belirlemek yerine mevcut OSB’lerin müteşebbis heyetleri tarafından belirlenen gelişme alanlarının işbu planla da önerilmesi uygun bulunmuştur.

Kirliliğin oluşmadan önlenmesini sağlamak,temel hedefler olarak belirlenmiştir.

Öncelikle doğal özelliklerin en üst seviyede korunması gerektiği dikkate alınmıştır. Bir diğer önemli karar il bütününde erişilebilirliğin artırılmasını sağlamak üzere iyileştirilecek yol ağının belirlenmesi olmuştur.

Bu plan hedefleriyle birçok belediyenin çevresel değerlere aykırı yapılaşma kararları kesilip, daraltılmıştır. Burada yerel yönetimler yeterli bilgiye ulaşılamaması ve uygun tekniklerle çakıştırmalar yapılamaması sebebiyle böyle planlar oluşturmaktadırlar. Aşağıda birkaç örnek verilmeye çalışılmıştır.



 
Mevcut yerleşim alanları koyu kahverengi olarak belirlenmiştir. Ancak ya sulama alanlarıyla ya da orman ve koruma statüleri bulunan alanlarla çakışmaktadır. Burada kötü niyetten ziyade teknik yetersizlikler ve uzman personel ihtiyacı öne çıkmaktadır. Çakışmaların diğer bir sonucu ise alan içerisindeki yüzdelerin tamamen yanlış ve birbiriyle tutarsız hale gelmesidir. Sulanabilir alan yüzdesi meskun alanla çakıştığı için tekrar eden bir yüzde oranı ortaya çıkmaktadır.

Ç.D.P aşamalarından 1.si veri toplama safhası biter bitmez, Adana Valiliği’nin girişimiyle Taslak Plan aşamasında etkilendiğimiz Çukurova havzamızdaki 4 ilin teknik heyetleri ve valilik makamları ile toplantılar yapılarak (31 Ekim 2006 da teknik heyetlerle komşu valiler toplantısına hazırlık, 12.12.2006 da komşu valilerin katıldığı koordinasyon toplantısı) şu genel kararlar alınmıştır;

Adana – Mersin çift hatlı tren (banliyö) projesi yapılarak hayata geçirilmelidir. Düz bir arazi olması, maliyetlerin düşük olması, bu aks üzerindeki günlük çalışan ve yaz aylarındaki 2. konut ve turizm yoğunluğunun yüksek olması bu fikirde etkili olmuştur 

Adana – Hatay sınırında mevcut Osmaniye – İskenderun D.D.Y. hattına serbest bölgeden bir bağlantı önerilerek, hem serbest bölgenin uluslararası pazara D.D.Y. ile alternatif bağlantısı sağlanmış olacak hem de bölgenin dünyanın enerji aksı üzerinde olmasından dolayı ileride doğabilecek işgücü ve mal taşınmasını kolaylaştıracağı benimsenmiştir.

Adana – Osmaniye aksında hem Organize Sanayi Bölgesi (AOSB) hem de Ceyhan, Osmaniye ilişkisi için çift hatlı tren (banliyö) projesi yapılarak hayata geçirilmelidir. (Banliyö sistemi, saatte tek yönde 70-100 000 kişi taşıyan ulaşım sistemidir.)

Toros dağları üzerindeki ekoloji kuşağı ve eko-turizm için Mersin ilimizle birlikte sürdürülebilir projeler üretilmesi konusunda fikir birliğine varılmıştır.

DEĞERLENDİRME

Çevre düzeni planlarıyla birlikte veri bankası ve kurumların verilerini tek-anlaşılır biçime getirmesi sağlanıp illerin çevre ve doğa verileri planlama tabakalarına girdi, sorgulanır hale geldi. alt bölgelerde plan yapım süreçlerinde hazır veriler oluşturuldu. Bundan sonra yapılacaklar detay plan çalışmalarının (5000-1000) çevre düzeni planı ilkeleri doğrultusunda çevreye duyarlı bir şekilde yapılmasının denetlenmesi ve özelliklerine göre alanlarda faaliyet ve görev tanımlarının yapılacağı stratejik eylem planlarıdır.

Ülke genelinde bir arazi kullanım planı hazırlanarak, yatırımcıların planları yönlendirmesi yerine, planların yatırımcıları yönlendirmesi sağlanmalıdır. Ülkemizde değişik kamu kurumları tarafından hazırlanan planlama mevzuatı, bu konuda çok sayıda yetkili otorite yaratmıştır. Çok sayıda yetkili, doğal olarak sahipsizlik ve sorumsuzluk ortamı getirmektedir. Özellikle kıyılara ve korunan alanlara gelince yeterli teknik elemanın ve ekipmanın sağlanamadığı, denetimin olmadığı bir tabloyla karşılaşılmaktadır.

Korunan alanlar konusunda da çok büyük alanlarda 3-4 teknik personelle hem araziye hakim olunmaya çalışıldığı hem de rutin yazışma prosedürlerinin yapıldığı görülmektedir. Kentlerde, kırsal alanlarda ve kıyılarımızda yaşanılan çevre kirlenmesi yaşamımızı olumsuz yönde etkileyen bir boyuta ulaşmış olup, bu durum da planlama alanındaki mevzuat karmaşasının bir sonucudur. Bunun için yerleşme kararlarına esas olarak planlamayla ilgili yasal düzenlemeler arasında bütünsellik sağlanarak belirli bir sistem ve sürece göre yeniden tutarlı hukuki düzenleme yapılması gerekmektedir. Çevreyi tahrip eden parçacıl yaklaşımlar yerine bütüncül planlama kapsamında çevreyi koruyan, doğal, kültürel ve tarihi değerleri koruma-kullanma dengesi içerisinde sürdürülebilir kılan bir planlama anlayışı getirilmelidir.

Adana ili üzerinde halen var olan özellikle sanayi alanları yerseçim talepleri plan dönemi içinde daha da artacaktır. Bu yüzden taleplerin aynen karşılanması değil titizlikle seçilmesi gerekmektedir. Bu titizlik var olan doğal, kültürel ve tarihi değerlerin tahrip olmaması, koruma kullanma dengesi içinde korunmaları için zorunludur. Planda bu zorunluluk en üst seviyede dikkate alınmış, gelişme alanları bu denge içinde belirlenmiştir.

Adana ilinde korunması amaçlanan alanlar başta ormanlar olmak üzere, mutlak tarım alanları, güneydeki ekolojik özellikleri hassas olan bölümlerdir. Bu alanlar Adana’nın bir anlamda hazineleridir ve mutlaka sürdürülebilirlikleri sağlanmalıdır. Genellikle korunan alanlarında yapılan faaliyetler ekoturizm etkinliği olarak algılanmaktadır. Oysa korunan alanlara çok yakın mekanlarda veya ulaşımın kolay olduğu yerlerde belirli mesafelerde uzaklıklarda konaklama imkanlarıyla sadece gündüz uygun zamanlarda bu faaliyetler yapılabilir.

Ekoturizmin sürdürülebilirliği için aşağıdaki kriterlere dikkat edilmesi gereği vardır;

 Ekoturizm, korunan alanlarda kontrolsüz bir şekilde yapılmaktadır. Korunan alanlarda özellikle milli park alanlarında yapılan bölgeleme çalışmasına uygun olarak, ziyaretçi yönetimi sağlanamamakta, ziyaretçiler her alana rahatlıkla girmektedirler.
Türkiye’de ekoturizme yönelik bir yönetim planı bulunmamaktadır.
Yetersiz uzman personel bulunmamakta ve genelde çok büyük alanların denetimi sağlanmaya çalışılmaktadır.

Korunan alanlardaki etkinliklerin adı “ziyaret” olmalı.

Talebe göre değil alana göre düzenleme ve hizmet yapılmalı.

Alana gelen ziyaretçilerin profili alanın özelliklerinden faydalanmaya uygun olmalı.

Günümüz koşullarında korunan alanlarda yapılan ekoturizm faaliyetlerinin kitle turizminin yaratacağı olumsuz koşulları taşıması ihtimali nedeniyle planlamalar koruma öncelikli olmalıdır.
Uzun devreli gelişim planları makro düzeyde yapılmaktadır ancak alt planlamalarının (Ziyaretçi yönetim planı, habitat yönetim planı, bu alanlarda ekoturizm yapılacaksa turizm geliştirme stratejileri vb) yapılması planın uygulanabilirliği için önemlidir.

Korunan alanlarda gerekli donanım olmaksızın, kılavuz alınmaksızın etkinlik yapılmasına izin verilmemelidir.

Korunan alanlar, uzun devreli gelişme planını uygulayacak uzman personel ve donanım açısından desteklenmelidir.

Ekoturizm etkinliği alanın ve biyoçeşitliliğin imkân verdiği zaman dilimlerinde (yaban hayatı izleme, fotosafari) yapılmalıdır.

Bölgesel bazda yerel halk, üniversiteler, özel sektör, STK ve yerel idareciler ile ortak çalışma yapılmalıdır.

Ekoturizm faaliyetlerinde izleme ve denetleme çalışmaları bu alanlarda yetki sahibi kurumlar tarafından mutlaka yapılmalıdır.

Yönetimde etkinliğin en önemli öğesi olan katılımcılığın (yöre halkı, özel sektör vb) sağlanması için ilgi gruplarının yeterince bilgilendirilmesi gerekir.

KAYNAKLAR: 

Altıparmak, M. (2002), “Turizmin Çeşitlendirilmesi, Sürdürülebilir Turizm ve Planlama”, II. Turizm Şurası Bildiriler Kitabı, s: 275.

Bal, C. (2004) Türkiye Coğrafyası ve Turizmde Çeşitlendirme Politikaları. II. Uluslararası Turizm, Çevre ve Kültür Sempozyumu, 10-11 Mayıs 2004, İzmir, 8-10.

Kurdoğlu,O. (2001), “Koruma Alanları ve Ekoturizmin Karadeniz Bölgesi Açısından İrdelenmesi” Türkiye Ormancılar Derneği Yayını, Orman ve Av, Sayı 4, s: 4.

Oztunalı-Kayır, G. (1998), “Batı Akdeniz Kıyıları Taşıma Kapasitesi ve Ekoturizm”, Türkiye Kıyıları 98, Türkiye’nin Kıyı ve Deniz Alanları II. Ulusal Konferans Bildirileri Kitabı, s: 317. 

Yunis, E. (2001), “Sürdürülebilir Turizm Kalkınması”, Ekoturizm Gelişim Konferansı, 2-4/11/2001, Selanik, Yunanistan.

www.world -tourism.org/abautwto.html

www. turizm.gov.tr 

T.C. Devlet Planlama Teşkilatı (2001) Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001-2005). Ankara: Yayın ve Temsil Dairesi Başkanlığı Yayın ve Basım Şube Müdürlüğü.

T.C. Turizm Bakanlığı (12-14 Nisan 2002) II. Turizm Şurası Turizm Şurası Çevre Planlama ve Altyapı Komisyonu Kararları.

Yazan: Tevfik YILDIRIM


 

 



 

Kullanıcı yorumları

Henüz yorum yapılmamış.


Yorum yapmak için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Yada Misafir Olarak Yorum Yapabilirsiniz.
Üyeliğiniz varsa üye girişi yapabilirsiniz. Yeni üyelik için üyelik formunu kullanabilirsiniz.

Bu Makaleler de İlginizi Çekebilir

Yayınlar ana sayfa
yatırımlık arsa

Foto Galeri

Turizm Akademisi

Özel Turizm Dosyaları

Röportajlar

Video Galeri

Popüler Etiketler